Kayıtlar

Zamanın Berisinde Tanıdık, Bildik Bir Mahalle: Beri Zaman Mahallesi, Umut Ünalan, Kitapeki

Resim
Sophokles'in Antigone adlı tragedyasında Oedipus, kralı öldürdüğünde, öldürdüğü kişinin babası olduğunu; kraliçe ile evlendiğinde de, evlendiği kişinin annesi olduğunu bilmiyordur. Sonra bu evlilikten iki erkek çocuk (Eteokles, Polyneikes) ve iki de kız çocuk (Antigone, Ismene) dünyaya geldiğinde ardı arkası kesilmeyen felaketler zinciri başlar ki bunlar çok zaman önce kâhinin söylediği kehanetlerdir. Oedipus'un, kimliğinin açığa çıkıp gerçekleri öğrenmesi, kendisini kör etmesi için yeterli bir sebep olacaktır. Oğullarının ülkeyi yönetebilecek yaşa gelmesini beklerken, iki kardeşin taht kavgası sonucu birbirlerini öldüreceklerini aklına hiç getirmiş midir Oedipus bilmem ama onlar öldüğünde tahta geçen en yakın erkek akraba Kreon'un, günümüz iktidar sahipleriyle bir kan bağı olduğunu söyleyebilirim. Kreon, yurdunu savunmak için ölen Eteokles’in kahramanlara layık bir törenle gömülmesini buyurur. Ancak Polyneikes’i vatana ihanetle suçlayıp onun cesedinin gömülmeden, kuşlar v...

Ahmet Antmen ile Beride Kalan Zamana Bir Bakış, Bir Söz, Bir Haykırış (Kitap Eki - Dilşad Gündoğan ile Söyleşi)

Resim
1. Romanda iki kesime de bir bakış var ve ana unsuru çatışma oluşturuyor. Gerek karşıt gerekse aynı grupların arasında olan çatışma… Bu fikirle mi yola çıkmıştınız romanı kaleme alırken yoksa yazma süreciyle mi şekillendi bu unsur? Öncelikle bu sorunun romana dair çok iyi bir giriş sorusu, bir ilk soru olduğunu söyleyerek başlamak isterim. Beri Zaman Mahallesi, henüz ithaf kısmında, “aynı” olarak nitelediğiniz grup içerisinde peşinen bir ikiliği vurgulayarak başlıyor. Kesişim kümesi saklı kalmak kaydıyla, devrimcilere ve geride mezar taşından başka şey bırakmayanlara ifadesiyle açılıyor. Kitabın içerisinde farklı bir bağlamda dillendirilen, “Taze acı ikiye bölünmez, iki tarafı da bir vururdu.” cümlesi bahsi geçen bu iki grup için ayrı ayrı ve tümleşik olarak dikkate alınabilir. Ancak romanın bütününde, gerek “aynı” gerekse “karşıt” arasındaki ve bu grupların kendi içlerindeki çatışmaları dualist bir yapı içerisinde vermekten bilinçli bir biçimde kaçındım. Bireylerin en kötü sonuçl...

BRECHT: Savaşın Şairi ve Şiirin Savaşı Brecht’te Sanat -Bilim İşbirliği ve Burjuva Romantizmine Savaş, Damar Dergisi 142, Ocak 2003

Resim
Brecht, Novum Organum Scientrum’un yazarı Bacon ve düşme yasalarının mucidi Galile’ye dayandırır estetik öğretisinin ve yabancılaştırmanın temellerini. Çağdaş sanatta bilime ve teknolojiye sırt çevrilmesini, soysuzlaşma belirtisi, olarak niteledi Brecht. Akşam eğlencesi olarak satılan tiyatroları burjuvazinin uyuşturucu ticaretinin şubesi olmakla suçladı. Şöyle der Brecht;  “ Bacon’un, Galile’nin, Marx’ın ve Engels’in bulgulamalarını sanat alanına da uygulayarak bilim çağına yaraşıp ona uygun düşen estetiği yaratma zamanı da artık gelmiştir.”   Brecht’in sanatsal görüşü etik-estetik birliğini sanatsal görüşe egemen kılan Aristocu sanat anlayışına karşı bir saldırıdır. Mimesis(yansıtma) öğretisinin yanına bir de yararlılık ilkesi olarak katharsisi, yani arınmayı koyan ve bu yolla oyuncuların izleyiciler için bir model oluşturması gerektiğini savunan tragedya merkezli sanat anlayışı, Brecht’in Aydınlanma Çağı’nda bilim ve teknolojiyle barışık, hızı ve çelişkil...

MASKELER VE GÖKDELEN: TAHSİN YÜCEL VE MEHMET EROĞLU’NUN SON ROMANLARI ÜZERİNE, 2006

Resim
Son dönemde ilgiyle takip ettiğim iki romancımızın peş peşe yeni ürünleri yayınlandı: Tahsin Yücel’in Gökdelen ve Mehmet Eroğlu’nun Belleğin Kış Uykusu isimli kitapları. Bu iki kitap ben de her şeyden çok bir takım sorular ve acabalar doğurdu. Bu sorular kimi zaman birbirlerinden bağımsızlaşsa da yer yer birbirlerini bütünlüyor. Gökdelen toplumsal dönüşüm olasılıkları üzerinden gelecekle; Belleğin Kış Uykusu ise bireysel sorgulama biçimleri üzerinden geçmişle hesaplaşıyor. Ancak her iki roman da açık biçimde şimdiyi hedef alıyor. Yani gelecekle de geçmişle de kurulan bağlantı şimdiye dair bir sorgulatma amacını güdüyor. Bu yazı bağlamında romanları birbirlerinden keskin çizgilerle ayırmayacağım ve bu iki romanın ben de uyandırdığı sorular üzerinden zaman zaman, hatta çoğu zaman öznel yargılarda bulunacağım. Ama yargıların en öznelini baştan yapayım ve Gökdelen’in bugün ülkesine, dünyaya ve halkına karşı sorumluluk duyan her birey tarafından okunması gereken bir roman oldu...

Bu Yaşamı Zaplayın, Nikbinlik Dergisi 20. Sayı, Ekim-Kasım 2004

Resim
 1. ‘Onlar’a Karşı   Kitle kültürü nü sadece güncel bir sorun, gelip geçici bir aksama olarak ele almamak gerekiyor. Kitle kültürünü ideolojik üretimin denetimi için egemen sınıf tarafından üretilen tutarlı inançlar kümesinin bir bileşeni hatta ateşleyeni olarak ele almak pek çok açıdan yol açıcı olacaktır. Çünkü hâkim sınıfın dışındaki sınıf da gerçekliği egemen sınıfın çeşitli araçlarla oluşturduğu kavramsal kategoriler aracılığıyla görür. İçinde bulunduğumuz çağda bir işçi sınıfı kültürü nden değil işçi sınıfı kültürünün nüvelerinden bahsedebiliyor oluşumuz bu yüzden. Televoleler , magazin programları, popstar yarışmaları, Kurtlar Vadisi cinsi dizilerin hepsi kapitalizmin bekası nı ve bütünlüğünü sağlayan unsurlardır. Egemenlerin yaşantısına duyulan özenti-yarı çıplak aşk(!) mankenleri, lüks tatiller, şatafatlı partiler, defileler, mağaza açılışları, limuzinler ...- ve televizyon ekranından bu yaşantıya ortak olmanın yarattığı yanılsamalı mutluluk . Sultanlar haremlerin...

Suda Halkalar Vardı – Zaman Bölümü’nden, Kasım 2021, Yazılama Yayınevi

Resim
Bir tahterevalli düşünün. Bir ucunda sürgün, diğerinde göç. Coğrafyada okla, çizgiyle gösterilir. Tarihte üzerlerine afili bir başlık atılır; işlem tamamdır. Zamanı dilimler, insanı kılıfına uydururlar. Birörnek atılan adımların tanımı vardıkları hedefe göre farklılaşır. Yıkılan kaleler, zapt edilen topraklar doldurur satır başlarını. Ölüm ise bir kenar süsüdür sadece. Şahlanan atların üzerindeki süvarilere methiyeler dizilir. Kılıcı, mızrağı saplayan anılır hep nedense. Toprağına el konulup surları başına yıkılanlar dipnotlarda bile yer bulamaz. Hele ki şahlanan atların çiğnediği cesetler akla hiç gelmez. Vücudun bir yanından girip diğerinden çıkan kılıcın alaşımı mevzu bahis edilir ama içinden geçtiği yürek sanki hiç atmamıştır. Artık el değiştirmiş bir yurdun bodrumundaki ağıt geleceğe taşınmaz. Zaman insanı yutmuş, sindirmiştir. Coğrafya, fotoğrafını çekmiştir bu sonsuz kayboluşun. İşte o yüzden, üstleri başları lime lime bu mağaraya sığındıklarında kendileri de neci ol...

BASKI DÖNEMLERİNDE EDEBİYAT VE GÜNCEL ÇIKARIMLAR, NİKBİNLİK DERGİSİ, Ocak-Şubat 2012 (Baskı ve Otorite Sayısı), s.7-11

Resim
 Kaleme sarıldığınızda elinizin üzerinde görünmeyen bir el daha hissetmek... Düşlerinizin arasında iktidarın belli belirsiz ama kesinlikle istenmedik siluetlerini görmek. Sokağa imge avına çıktığınızda kulağınıza kızgın seslerin ve sirenlerin çalınması. Ya da üzerinize giydiğiniz kıyafete, saçınızın başınızın şekline karşı yükselen homurtular...  Sanat kendi içerisinde taşıdığı dinamikle her zaman tehdit, sığınak ve direniş üssü gibi algılanmıştır. Bu direniş üssünde büyüler oluşturulur, sıradan tepkiler dönüştürülür. Platon'un sistematik devlet kurgusunda “belirlenmiş" olanın dışına çıkma riskine karşı şairler öncelikle kapı dışarı edilmektedir. Kapitalizme kadar sistem içeriğinin net ve öngörülebilir olmasını istemiş, kendince çürük meyveleri ayıklama yarışına girmiştir çünkü. Platon, öncelikle sanatsal imgenin oluşum sürecini basite indirger ve şairi devletinden sürmek için meşru zemini oluşturma derdine düşer. Ona göre bu dünyadaki her şey, mutlak varlık konumu...